15 Temmuz 2013 Pazartesi

RAMAZAN AYINA SOSYOLOJİK BİR BAKIŞ..


       Malesef uzun süredir bloguma zaman ayırıp yazılarımı paylaşamadım. Haziran ayından beri İstanbul'da yaşanan üzücü olayları takip ederken ve gündelik koşuşturmacalarla zaman su gibi akıp geçti. Ramazan ayı tüm nuruyla ülkemize indi. İslamiyette en kutsal ay kabul edilen bu ayda,herkesin birbirine daha hoşgörülü ve sevgi dolu bakmasını diliyorum. İşte Ramazan ayının İslamiyetteki önemine ve toplum üzerindeki etkisine dair kısa bir yazı..



            Ramazan ayı, İslamiyet’in kutsal kitabı Kuran’ın Hz. Muhammed’e ilk gönderilmeye başlandığı aydır ve Hicri takvime göre yılın dokuzuncu ayı sayılır. Kuran’ın Bakara suresinde bildirildiği üzere Müslümanlar Ramazan ayı boyunca oruç tutmakla yükümlüdür. Arapça bir sözcük olan Ramazan’ın kelime kökü “çok sıcak olma” anlamına gelen “Ramaza” sözcüğünden gelmektedir. Kutsal aya bu ismin verilmesinin nedeninin, oruç tutulacak ilk Ramazan ayının, Arabistan’da çok sıcak geçen Temmuz ayına denk gelmesi yüzünden olduğu tahmin edilmektedir. Hicri takvim ay yılına göre düzenlendiğinden, güneş yılına göre düzenlenmiş olan miladi takvime oranla 11-12 gün kadar daha kısadır. İki takvim arasındaki bu farklılık, Ramazan ayının, miladi takvimin her yıl farklı bir dönemine denk gelmesine yol açmaktadır. Hicri ve miladi takvimde Ramazan aynın yeniden aynı tarihe denk gelmesi ancak 32 yılda bir gerçekleşmektedir. Bu yılki – 2013 – Ramazan ayının da Temmuz ayına denk gelmesi bu anlamda hoş bir tesadüftür.
          Ramazan ayının kutsallığı nedeniyle bu dönemde gerçekleştirilen ibadetlerin ve edilen duaların Allah katında çok daha büyük bir önemi bulunduğuna inanılır. Bu yüzden maneviyatın yoğun olduğu bir zaman dilimi olarak, Müslümanlar arasında toplum maneviyatının yükseldiği bir aydır. Toplumsal anlamda bir birliktelik ve aidiyet duygusu sağlayan ve günde beş kez tekrarlanan namaz ibadetinin yanı sıra, Ramazan ayında bir toplumsal ibadet daha vardır ve bu da oruç’tur. Oruç tutmak, İslamiyet açısından bir ibadet ve nefis terbiyesi yöntemi olmakla birlikte, aynı zamanda Ramazan ayında vahy edilmeye başlayan Kuran’ın indirilişi nedeniyle Allah’a şükretmenin yollarından birisi olarak tüm Müslümanlar için zorunlu kılınmıştır. Böylece gün boyunca ve toplu bir şekilde gerçekleştirilen bir ibadet olan oruç, aynı zamanda sosyal bir kavramdır.
        Oruç, toplumun varlıklı ve yoksul kesimleri arasında ilişkilerin derinleştirilmesini amaçlayan, yardımlaşma ruhunu teşvik eden, paylaşma bilincini geliştiren ve toplumsal etkinliklere katılımı destekleyen bir içeriğe sahiptir. Oruç aracılığıyla varlıklı kesimin, yoksul kesim ile kurduğu empatinin arttırılması ve yaşama başka bakış açılarından da bakılabilmesi mümkün olmaktadır. Yine aynı bölgede yaşayan tüm inananların günün aynı saatlerinde nimetlerden yoksun kalmaları, gün boyunca aynı kutsal amaç uğrunda çeşitli güçlüklere katlanmaları ve yine aynı saatlerde sofra başına oturmaları önemli ve büyük bir birlik duygusu yaratmakta, toplumun hiçbir farklılık gözetmeksizin tüm üyelerini eşitlemekte ve onları birbirlerine daha da yakınlaştırmaktadır. Böylece bireysel bir ödev, aynı zamanda toplumsal bir eyleme dönüşmekte ve toplumsal yararlarının yanı sıra, bireysel tatmini de daha yukarılara çıkarmaktadır. Elde edilen tatmin ve vicdani rahatlamanın maddesel şeylerden uzak durularak gerçekleştirilmesi ise, bireyin ve toplumun tinsel gücünü arttırmakta, mutluluk ile maddi zenginliğin doğrudan ilişkili olduğuna dair yaygın görüşü haksız çıkararak maneviyatın önemini vurgulamakta ve bir kez daha anımsatmaktadır. Yine oruç sayesinde gerçekleştirilen ücretsiz iftar sofraları ve yapılan yardımlar ile varlıklı sınıflardan yoksul sınıflara aktarılan gelir transferleri toplumun farklı katmanları arasında çeşitli ilişkilere ve dostluklara olanak sağlamaktadır. Gün boyunca aynı ibadeti farklı lokasyonlarda gerçekleştiren toplumun farklı kesimleri, gün sonunda iftar saatinde tanımadıkları insanlarla birlikte iftar açarak yine önemli bir birlik ve beraberlik duygusuna kavuşmakta ve bunun sonucu olarak genel toplumsal bağlar güçlenmektedir. Bu yüzden Ramazan ayı, kişiye sağladığı dinsel ve vicdani yükümlülükler ve tatminlerin yanı sıra, toplumların geneline de önemli sosyal yükümlülükler ve tatminler de sağlamakta ve salt ölüm sonrasındaki dünya için gerçekleştirilen bir ibadet olmayıp, aynı zamanda yaşanılan dünyada son derece önemli bir toplumsal birleştirici olma özelliği taşımaktadır. Dolayısıyla Ramazan ayı yalnızca birey ile Tanrı arasında kurulan maneviyatın arttırılmasını ve yoğunlaşmasını değil, toplumsal aidiyet ve birliktelik ruhunun da yükselmesini sağlamaktadır. Bu da Ramazan’ın sosyalleştirici ve bütünleştirici özelliğidir.