Malesef uzun süredir bloguma zaman ayırıp yazılarımı paylaşamadım. Haziran ayından beri İstanbul'da yaşanan üzücü olayları takip ederken ve gündelik koşuşturmacalarla zaman su gibi akıp geçti. Ramazan ayı tüm nuruyla ülkemize indi. İslamiyette en kutsal ay kabul edilen bu ayda,herkesin birbirine daha hoşgörülü ve sevgi dolu bakmasını diliyorum. İşte Ramazan ayının İslamiyetteki önemine ve toplum üzerindeki etkisine dair kısa bir yazı..
Ramazan ayı, İslamiyet’in kutsal kitabı
Kuran’ın Hz. Muhammed’e ilk gönderilmeye başlandığı aydır ve Hicri takvime
göre yılın dokuzuncu ayı sayılır. Kuran’ın
Bakara suresinde bildirildiği üzere Müslümanlar Ramazan ayı boyunca oruç
tutmakla yükümlüdür. Arapça bir sözcük olan Ramazan’ın kelime kökü “çok sıcak
olma” anlamına gelen “Ramaza” sözcüğünden gelmektedir. Kutsal aya bu ismin
verilmesinin nedeninin, oruç tutulacak ilk Ramazan ayının, Arabistan’da çok
sıcak geçen Temmuz ayına denk gelmesi yüzünden olduğu tahmin edilmektedir.
Hicri takvim ay yılına göre düzenlendiğinden, güneş yılına göre düzenlenmiş
olan miladi takvime oranla 11-12 gün kadar daha kısadır. İki takvim arasındaki
bu farklılık, Ramazan ayının, miladi takvimin her yıl farklı bir dönemine denk
gelmesine yol açmaktadır. Hicri ve miladi takvimde Ramazan aynın yeniden aynı
tarihe denk gelmesi ancak 32 yılda bir gerçekleşmektedir. Bu yılki – 2013 –
Ramazan ayının da Temmuz ayına denk gelmesi bu anlamda hoş bir tesadüftür.
Ramazan ayının kutsallığı
nedeniyle bu dönemde gerçekleştirilen ibadetlerin ve edilen duaların Allah katında çok daha büyük bir önemi bulunduğuna inanılır. Bu yüzden maneviyatın
yoğun olduğu bir zaman dilimi olarak, Müslümanlar arasında toplum maneviyatının
yükseldiği bir aydır. Toplumsal anlamda bir birliktelik ve aidiyet duygusu
sağlayan ve günde beş kez tekrarlanan namaz ibadetinin yanı sıra, Ramazan
ayında bir toplumsal ibadet daha vardır ve bu da oruç’tur. Oruç tutmak, İslamiyet
açısından bir ibadet ve nefis terbiyesi yöntemi olmakla birlikte, aynı zamanda
Ramazan ayında vahy edilmeye başlayan Kuran’ın indirilişi nedeniyle Allah’a şükretmenin
yollarından birisi olarak tüm Müslümanlar için zorunlu kılınmıştır. Böylece gün
boyunca ve toplu bir şekilde gerçekleştirilen bir ibadet olan oruç, aynı
zamanda sosyal bir kavramdır.
Oruç, toplumun varlıklı ve
yoksul kesimleri arasında ilişkilerin derinleştirilmesini amaçlayan, yardımlaşma
ruhunu teşvik eden, paylaşma bilincini geliştiren ve toplumsal etkinliklere katılımı
destekleyen bir içeriğe sahiptir. Oruç aracılığıyla varlıklı kesimin, yoksul
kesim ile kurduğu empatinin arttırılması ve yaşama başka bakış açılarından da
bakılabilmesi mümkün olmaktadır. Yine aynı bölgede yaşayan tüm inananların
günün aynı saatlerinde nimetlerden yoksun kalmaları, gün boyunca aynı kutsal
amaç uğrunda çeşitli güçlüklere katlanmaları ve yine aynı saatlerde sofra
başına oturmaları önemli ve büyük bir birlik duygusu yaratmakta, toplumun
hiçbir farklılık gözetmeksizin tüm üyelerini eşitlemekte ve onları birbirlerine
daha da yakınlaştırmaktadır. Böylece bireysel bir ödev, aynı zamanda toplumsal
bir eyleme dönüşmekte ve toplumsal yararlarının yanı sıra, bireysel tatmini de
daha yukarılara çıkarmaktadır. Elde edilen tatmin ve vicdani rahatlamanın
maddesel şeylerden uzak durularak gerçekleştirilmesi ise, bireyin ve toplumun
tinsel gücünü arttırmakta, mutluluk ile maddi zenginliğin doğrudan ilişkili
olduğuna dair yaygın görüşü haksız çıkararak maneviyatın önemini vurgulamakta
ve bir kez daha anımsatmaktadır. Yine oruç sayesinde gerçekleştirilen
ücretsiz iftar sofraları ve yapılan yardımlar ile varlıklı sınıflardan yoksul
sınıflara aktarılan gelir transferleri toplumun farklı katmanları arasında
çeşitli ilişkilere ve dostluklara olanak sağlamaktadır. Gün boyunca aynı
ibadeti farklı lokasyonlarda gerçekleştiren toplumun farklı kesimleri, gün
sonunda iftar saatinde tanımadıkları insanlarla birlikte iftar açarak yine
önemli bir birlik ve beraberlik duygusuna kavuşmakta ve bunun sonucu olarak
genel toplumsal bağlar güçlenmektedir. Bu yüzden Ramazan ayı, kişiye sağladığı
dinsel ve vicdani yükümlülükler ve tatminlerin yanı sıra, toplumların geneline
de önemli sosyal yükümlülükler ve tatminler de sağlamakta ve salt ölüm
sonrasındaki dünya için gerçekleştirilen bir ibadet olmayıp, aynı zamanda
yaşanılan dünyada son derece önemli bir toplumsal birleştirici olma özelliği
taşımaktadır. Dolayısıyla Ramazan ayı yalnızca birey ile Tanrı arasında kurulan
maneviyatın arttırılmasını ve yoğunlaşmasını değil, toplumsal aidiyet ve
birliktelik ruhunun da yükselmesini sağlamaktadır. Bu da Ramazan’ın
sosyalleştirici ve bütünleştirici özelliğidir.
